
2026 yılının ilk yarısında Avrupa’da gerçekleşen girişim sermayesi yatırımları, ülkeler arasındaki sermaye gücü farkını oldukça net biçimde ortaya koyuyor.
Birleşik Krallık yaklaşık 17 milyar dolarlık girişim sermayesi yatırımıyla Avrupa’nın açık ara lideri konumunda. Almanya 6,8 milyar dolar, Fransa ise 5,4 milyar dolarla onu takip ediyor. Ardından İsveç 2,8 milyar dolar, Hollanda 2,3 milyar dolar, İspanya 1,9 milyar dolar ve İsviçre 1,7 milyar dolar seviyelerinde yer alıyor.
Listenin sekizinci sırasında bulunan Finlandiya’da dahi girişim sermayesi yatırımları yaklaşık 858 milyon dolar seviyesinde.
Türkiye’de ise 2026 yılının ilk yarısında girişimlere yapılan toplam yatırım yaklaşık 172 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Bu rakamları yan yana koyduğumuzda tablo daha anlamlı hale geliyor. Türkiye’nin toplam girişim yatırımı, Avrupa’da sekizinci sırada bulunan Finlandiya’nın yaklaşık beşte biri seviyesinde. Birleşik Krallık ile Türkiye arasındaki fark ise yaklaşık yüz kata ulaşıyor.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Girişim sermayesi yatırımı bir kamu hibesi değildir. Yatırımcı girişime sermaye koyarken şirkete ortak olur. Karşılığında şirketin büyümesini, değerlemesinin yükselmesini ve ileride yapılacak bir satış, yeni yatırım turu ya da exit üzerinden finansal getiri elde etmeyi bekler.
Dolayısıyla Avrupa’daki milyarlarca dolarlık yatırım hacmi yalnızca girişimlere daha fazla finansman sağlandığını göstermiyor. Aynı zamanda yatırımcıların bu ülkelerdeki girişimlerin büyüme potansiyeline, teknoloji üretme kapasitesine ve küresel pazarlara açılma ihtimaline daha fazla sermaye ayırdığını gösteriyor.
Türkiye açısından temel mesele de tam olarak burada başlıyor.
Türkiye’de girişimcilik ekosistemi son yıllarda önemli ölçüde gelişmiş durumda. Ancak girişimlerin özellikle büyüme ve ölçeklenme aşamalarında ihtiyaç duyduğu sermayeye erişim konusunda hâlâ önemli bir boşluk bulunuyor.
Erken aşamada birkaç milyon liralık veya birkaç yüz bin dolarlık yatırımlar girişimin kurulmasına katkı sağlarken, uluslararası pazara çıkmak isteyen teknoloji şirketlerinin milyonlarca hatta onlarca milyon dolarlık yeni yatırım turlarına ihtiyaç duyduğu unutulmamalı.
Bu noktada KOSGEB tarafından atılan yeni adım dikkat çekici.
KOSGEB artık yalnızca klasik hibe ve finansman programlarıyla değil, Girişim Sermayesi Yatırım Fonlarına yatırım yaparak da ekosistemin içerisinde yer almayı hedefliyor. KOSGEB’in belirli fonlara yatırımcı olarak katılması, kamu kaynağının özel yatırımcı sermayesiyle birleştirilmesi açısından önemli bir model.
Böylelikle devlet doğrudan her girişime yatırım yapmak yerine profesyonel yatırım fonları üzerinden sermaye piyasasının oluşmasına katkı sağlıyor.
Bu yaklaşımın en önemli avantajlarından biri kaldıraç etkisi yaratmasıdır. Kamu tarafından fonlara sağlanan sermayenin yanına özel yatırımcıların kaynakları da eklenerek girişimlere aktarılabilecek toplam yatırım hacmi büyüyebilir.
Türkiye’nin Avrupa’daki ülkelerle arasındaki farkı kapatabilmesi için bundan sonraki dönemde yalnızca daha fazla girişim kurmaya değil, daha fazla yatırım fonu oluşturmaya, kurumsal yatırımcıları girişim sermayesine yönlendirmeye ve uluslararası fonları Türkiye’ye çekmeye odaklanması gerekiyor.
Çünkü güçlü bir girişimcilik ekosistemi yalnızca iyi fikirlerle kurulmaz.
İyi fikirleri büyütecek sermaye, doğru yatırımcılar ve güçlü finansman mekanizmaları da gerekir.
Türkiye’nin önündeki asıl hedef, girişim sayısını artırmaktan çok, Türkiye’den çıkan girişimleri yüz milyonlarca dolarlık şirketlere dönüştürebilecek sermaye ekosistemini oluşturmak olmalıdır.
Ozan Koşar
THK & Orion Tekmer







