Ar-Ge Büyük Şirketlerde Kalırsa Ekosistem Büyümez
Türkiye’nin 2025 yılı Ar-Ge harcamalarına baktığımızda ilk 10 şirketin oluşturduğu tablo dikkat çekici: TUSAŞ: 65,2 milyar TL ASELSAN: 48,2 milyar TL ROKETSAN: 21,4 milyar TL HAVELSAN: 9,5 milyar TL Ford: 8,3 milyar TL TEI: 6,0 milyar TL Arçelik: 4,6 milyar TL Türk Telekom: 3,2 milyar TL Mercedes-Benz: 3,18 milyar TL MAN: 3,09 milyar TL İlk […]

Türkiye’nin 2025 yılı Ar-Ge harcamalarına baktığımızda ilk 10 şirketin oluşturduğu tablo dikkat çekici:
• TUSAŞ: 65,2 milyar TL
• ASELSAN: 48,2 milyar TL
• ROKETSAN: 21,4 milyar TL
• HAVELSAN: 9,5 milyar TL
• Ford: 8,3 milyar TL
• TEI: 6,0 milyar TL
• Arçelik: 4,6 milyar TL
• Türk Telekom: 3,2 milyar TL
• Mercedes-Benz: 3,18 milyar TL
• MAN: 3,09 milyar TL
İlk 10 şirketin toplam Ar-Ge harcaması yaklaşık 173 milyar TL’ye ulaşıyor. Daha dikkat çekici olan ise bu harcamaların büyük ölçüde savunma-havacılık, otomotiv ve beyaz eşya gibi stratejik sektörlerde yoğunlaşması.
Bu dağılımın tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Savunma ve havacılıkta jeopolitik gelişmeler, kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltma hedefi ve devletin stratejik sanayi politikaları; otomotiv ve beyaz eşyada ise küresel rekabet, elektrifikasyon, otomasyon, yazılım ve enerji verimliliği baskısı Ar-Ge yatırımlarını sürekli artırıyor.
Ancak burada asıl üzerinde durmamız gereken konu, bu Ar-Ge kapasitesinin yalnızca büyük şirketlerin bünyesinde kalmaması gerektiğidir.
Bir savunma sanayii şirketinin yaptığı milyarlarca liralık Ar-Ge çalışmasının arkasında yüzlerce alt yüklenici, tedarikçi ve KOBİ bulunuyor. Elektronik kart geliştiren, özel yazılım üreten, kompozit parça imal eden, sensör geliştiren, üretim hattına özel makine tasarlayan veya hassas mekanik parça üreten firmalar da aynı Ar-Ge zincirinin parçalarıdır.
Dolayısıyla Türkiye açısından gerçek başarı yalnızca büyük şirketlerin Ar-Ge bütçelerini artırmak değil; bu Ar-Ge kültürünü tedarik zincirinin tamamına yayabilmektir.
Ar-Ge Zincirin Tamamına Yayılmalı
Bir savunma sanayii şirketi milyarlarca liralık Ar-Ge harcaması yapabilir. Fakat o şirketin geliştirdiği ürünün arkasında yüzlerce alt yüklenici, tedarikçi ve KOBİ bulunuyor.
Motor parçasını üreten, elektronik kart geliştiren, özel yazılım hazırlayan, kompozit parça üreten, sensör geliştiren veya üretim hattına özel makine tasarlayan şirketler de aslında aynı Ar-Ge ekosisteminin parçalarıdır.
Bu nedenle Türkiye açısından gerçek başarı yalnızca büyük şirketlerin Ar-Ge bütçelerinin artması değildir.
Asıl hedef; ana yükleniciden alt yükleniciye, oradan da KOBİ ve teknoloji girişimine kadar uzanan bir Ar-Ge zinciri oluşturmak olmalıdır.
Çünkü teknolojik kabiliyet ancak bu şekilde tabana yayılabilir.
Bir başka ifadeyle, TUSAŞ’ın veya ASELSAN’ın geliştirdiği teknoloji kadar, onların tedarik zincirindeki firmaların geliştirdiği teknoloji de önemlidir.
Her şirket kendi Ar-Ge merkezini kurabilir mi?
Burada işletmelerin önüne başka bir problem çıkıyor.
Ar-Ge ve Tasarım Merkezi kurmak şirketler açısından önemli avantajlar sağlayabilir. Ancak bunun karşılığında belirli organizasyonel yapıların kurulması, nitelikli personel istihdam edilmesi, raporlama süreçlerinin yürütülmesi ve belirli operasyonel yükümlülüklerin karşılanması gerekiyor.
Özellikle orta ölçekli firmalar veya proje bazlı Ar-Ge yapan sanayi işletmeleri açısından bağımsız bir Ar-Ge Merkezi kurmak her zaman ekonomik veya operasyonel olarak en uygun seçenek olmayabilir.
İşte tam bu noktada TEKMER modeli önemli bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor.
KOSGEB tarafından yürütülen TEKMER modeli; Ar-Ge, inovasyon ve teknolojik girişimcilik faaliyetlerinin ortak bir ekosistem içerisinde yürütülmesini amaçlıyor. TEKMER bünyesinde Ar-Ge ve inovasyon projesiyle kabul edilen işletmeler, 5746 sayılı Kanun kapsamındaki ilgili muafiyet ve istisnalardan yararlanabiliyor.
Bu yapı özellikle kendi bünyesinde büyük bir Ar-Ge organizasyonu kurmak istemeyen ancak gerçek anlamda ürün, süreç veya teknoloji geliştiren sanayi firmaları açısından önemli bir seçenek oluşturuyor.
Sanayinin içinde Ar-Ge yapmak
TEKMER’lerin önemli avantajlarından biri de farklı firmaların aynı inovasyon ekosisteminde buluşmasını sağlamasıdır.
Buradaki yaklaşım yalnızca firmaya bir ofis vermek değildir.
Doğru kurgulandığında TEKMER; üniversite-sanayi iş birliğinin, proje geliştirme süreçlerinin, kamu desteklerinin, yatırım mekanizmalarının, ortak Ar-Ge çalışmalarının ve teknoloji transferinin kesiştiği bir merkez haline gelebilir.
Özellikle sanayi kümelenmelerinin içerisinde veya hemen yakınında konumlanan TEKMER’lerde bu etki çok daha güçlü olabilir.
Çünkü üretim başka bir yerde, Ar-Ge başka bir yerde değildir.
Sorun üretim hattında ortaya çıkar, Ar-Ge birkaç metre ötede çözüm üretir.
Türkiye’de geliştirilmesi gereken modellerden birinin de bu olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’nin ilk sanayi odaklı TEKMER’i: AET Orion TEKMER
Biz de Orion TEKMER olarak bu yaklaşımı bir adım ileri taşıyarak Türkiye’nin ilk sanayi odaklı TEKMER yapılanmasını Kahramankazan’da hayata geçiriyoruz.
AET Orion TEKMER, Ankara’nın en önemli sanayi ve teknoloji merkezlerinden biri olan Kahramankazan’da, Ankara Uzay ve Havacılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin (HAB) hemen yanı başında konumlanıyor.
HAB bugün savunma, havacılık ve uzay sanayisinde üretim, Ar-Ge ve inovasyonu aynı bölgede buluşturmayı hedefleyen önemli bir sanayi kümelenmesi konumunda.
Bizim hedefimiz de AET Orion TEKMER’i klasik anlamda yalnızca girişimcilerin yer aldığı bir kuluçka merkezi olarak değil; sanayi firmalarının, alt yüklenicilerin, teknoloji şirketlerinin ve girişimlerin birlikte Ar-Ge geliştirebildiği bir teknoloji merkezi haline getirmek.
Özellikle savunma, havacılık, ileri imalat, yazılım, yapay zekâ, elektronik, otomasyon ve sanayi teknolojileri alanlarında Ar-Ge projesi geliştirmek isteyen firmalar açısından Kahramankazan’da güçlü bir ekosistem oluşturmayı amaçlıyoruz.
Çünkü büyük şirketlerin milyarlarca liralık Ar-Ge harcamalarını görmek önemli.
Ama bundan daha önemlisi, bu Ar-Ge kültürünü onların tedarik zincirindeki yüzlerce firmaya yayabilmek.
Ar-Ge yapan, yeni ürün geliştiren veya mevcut üretim süreçlerine teknoloji kazandırmak isteyen sanayi firmalarını AET Orion TEKMER’e davet ediyoruz.
Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesi ancak büyük şirketler ile onların çevresindeki KOBİ’ler ve teknoloji girişimleri birlikte büyüdüğünde gerçek anlamda güçlenecektir.