
Türkiye son yıllarda savunma sanayiinde ciddi bir ivme yakaladı. ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, HAVELSAN gibi firmalar artık yalnızca ulusal değil, küresel ölçekte de konuşuluyor. Devlet politikası net: Savunma sanayii stratejik bir öncelik. Doğal olarak kamu fonlarının yönü de bu alana kayıyor.
Ancak burada kritik bir soru var: Bu büyüme yalnızca büyük oyuncuların omuzlarında mı yükselecek, yoksa genç beyinler de bu hikâyeye ortak olabilecek mi?
Geleneksel yatırımcı ve sanayici profiline baktığımızda; ortada kesinleşmiş bir sipariş yokken dahi savunma sanayiine parça üretebilmek için milyonluk makineler alıp atölye kurabildiğini, üretim hattı oluşturabildiğini görüyoruz. Risk alıyor, pazarı öngörüyor ve “önce yatırım, sonra müşteri” diyebiliyor. Buna karşın genç beyinler, savunma odaklı bir start-up kurma noktasında aynı cesareti gösteremiyor. Çünkü onların karşısında yalnızca teknik risk değil, finansmana erişim belirsizliği de duruyor. İşte tam bu noktada devreye girmesi gereken unsur sermaye. Doğru zamanda sağlanan yatırım, yalnızca bir şirketi değil; bir neslin özgüvenini ayağa kaldırabilir.
Bugün üniversite sıralarında, teknokent ofislerinde, atölyelerde çalışan yüzlerce genç; yapay zekâdan otonom sistemlere, kompozit malzemeden siber güvenliğe kadar savunma sanayiine temas edebilecek fikirler geliştiriyor. Fakat bu fikirlerin ölçeklenebilmesi için sermaye gerekiyor. Küçük ölçekli KOSGEB ve TÜBİTAK destekleri önemli ama savunma sanayii gibi sermaye yoğun bir alanda yeterli değil. İş burada GSYF’lere, yani Girişim Sermayesi Yatırım Fonlarına düşüyor.
Peki GSYF’ler gerçekten savunma sanayiine dokunabilecek girişimleri yakalayabiliyor mu?
Yakalarken geç mi kalıyorlar?
Türkiye’de fon var mı? Bence var. Sayısal olarak yeterli. Ama “efektif mi?” sorusuna aynı netlikte cevap veremiyoruz. Sorun fon azlığı değil; doğru girişimi doğru zamanda yakalama ve ona sabırla eşlik edebilme meselesi.
Savunma sanayii bugün “sağır sultanın bile duyduğu” bir sektör. Herkes okların bu alanı işaret ettiğini görüyor. Peki madem bu kadar net bir tablo var, neden bu alana gerçek anlamda bir girişim sermayesi yığılması görmüyoruz?
Cevap çok katmanlı.
Bir tarafta genç girişimcilerin özgüven problemi var. Büyük savunma firmalarına ürün satabileceğine inanmayan, fon şirketlerine nasıl ulaşacağını bilmeyen, parayı nerede arayacağını kestiremeyen bir kitle. Diğer tarafta ise fonların “doğru girişimi bulma” sorunu var. Savunma sanayiine ürün geliştirebilecek teknik derinliğe sahip ama henüz satış yapmamış girişimleri analiz etmek, klasik SaaS yatırımı yapmak kadar kolay değil.
Sonuç? İki taraf da birbirini uzaktan izliyor.
Tam da bu noktada köprü kurumlar devreye girmeli: teknokentler, TEKMER’ler, girişim merkezleri, vakıf şirketlerinin girişimcilik birimleri ve üniversitelerin teknoloji transfer ofisleri. Bu yapılar yalnızca ofis kiralayan yerler değil; ekosistemin çevirmenleri olmalı.
Peki ne yapılabilir?
- Savunma Odaklı Hızlandırma Programları: Büyük savunma firmaları ile birlikte tasarlanmış, doğrudan tedarik zincirine giriş hedefleyen dikey programlar oluşturulmalı. Demo day değil, “satın alma günü” yapılmalı.
- Tedarik Zinciri Haritalaması: GSYF’lere ve girişimcilere açık bir şekilde, ana yüklenicilerin alt kırılımlarına dair yol haritaları sunulmalı. Hangi alt sistemde hangi boşluk var, bu şeffaflaştırılmalı.
- Eş Yatırım Modelleri: Büyük savunma firmalarının kurumsal girişim sermayesi (CVC) yapıları ile GSYF’ler birlikte hareket etmeli. Risk tek bir fonun üzerinde kalmamalı.
- Teknik Doğrulama Mekanizmaları: Prototip aşamasındaki girişimlere, savunma firmalarının test altyapılarında doğrulama imkânı sağlanmalı. Fonlar, teknik risk azaltıldıktan sonra devreye girmeli.
- Fon Okuryazarlığı Eğitimleri: Girişimcilere “ürün nasıl yapılır” kadar “yatırımcıya nasıl anlatılır” da öğretilmeli. Savunma teknolojisi geliştirmek başka, yatırım almak başka bir uzmanlık.
- Ekosistem İçinde Aktif Aracılar: TEKMER ve teknokent çalışanları pasif yönlendirme değil, aktif eşleştirme yapmalı. Kapı çalan değil, kapı açan rol üstlenmeli.
Bugün savunma sanayii Türkiye’nin yükselen yıldızıysa, bu yıldızın etrafında dönen küçük gezegenlere de ihtiyacımız var. O gezegenler start-uplar. Onlar olmadan sürdürülebilir bir teknoloji ekosistemi kurulamaz.
Fonlar kazanacakları işe yatırım yapar mı? Elbette yapar.
Savunma sanayii kazanacak bir sektör mü? Evet.
O halde mesele cesaret, koordinasyon ve köprü kurma becerisi.
Genç beyinler kendine güvenecek.
Fonlar teknik derinliğe sabır gösterecek.
Köprü kurumlar ise gerçekten köprü olacak.
Belki de asıl soru şu: Türkiye savunma sanayiinde büyürken, bu büyümeye kaç yeni girişim ortak olacak?
Cevabı, bugün atacağımız adımlar belirleyecek.
Ozan Koşar
THK & Orion Tekmer







